Turkish Embassy in Skopje

Speeches

BALKAN SAVAŞLARINDAN BALKAN BARIŞINA ÜSKÜP ÇALIŞTAYI, 27.03.2012

Cumhurbaşkanı Sayın Gjorge Ivanov,
Sayın Bakanlar ve Milletvekilleri,
Bu çalıştaya ev sahipliği yapan MANU’nun değerli Başkanı Prof. Dr. Vlado Kambovski,
TC Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanımız Sayın Prof. Dr. Bülent Aras,
Saygıdeğer Akademisyenler,
Kıymetli konuklar,
Hanımefendiler, Beyefendiler,
Basının Güzide Temsilcileri,

Balkan coğrafyasında asırlar boyunca barış içinde birlikte yaşamış, her etnik kökenden, her dinden, her mezhepten insanların, yani hepimizin şu veya bu oranda ortak acılar yaşadığı Balkan Savaşlarının üzerinden 100 yıl geçmiş bulunmaktadır.
Bir asır öncesine kadar büyük savaşların yaşanmadığı bu coğrafya, Balkan savaşlarının ardından maalesef 20. yüzyıl boyunca büyük hesaplaşmalar, göçler, bunların sebep olduğu bölünmeler ve yaşanan trajediler ile anılmaya başlanmıştır. Ne zaman çatışma, bölünme, etnik veya dini karmaşa sözkonusu olsa ne yazıkki akla Balkanlar gelir olmuştur.
Asırlar boyu bir arada, huzur içinde yaşayan bu coğrafyadaki insanların sadece son yüzyılı hatırlanıp kan ve şiddetle anılmaları Balkanlar için bir haksızlıktır.
Soğuk savaş sonrası yaşanan çatışmaların yaraları da pek tabiiki hala tazedir, olumlu yönde gelişmelere rağmen Balkanların hâlâ Avrupa’nın kırılgan parçası ve kıtanın uzun dönemli huzur ve istikrarının test alanı olduğu gerçeğini biliyoruz, önümüzde henüz aşılamamış önemli zorluklar var, bunları görüyoruz, ancak artık tarihin ve devletlerarası ilişkilerin normalleşmesini istiyoruz, yaşanan acı tecrübeyi kalıcı barışın temini yönünde değerlendirebilecek tarihi, stratejik bilgi birikimini sağlamak ve yaygınlaştırmak zamanının geldiğine inanıyoruz.


Hayatın hemen her alanında işbirliği halinde ortak projeler geliştirilmesi ve hayata geçirilmesine uygun zemin hazırlamak, geleceği krize odaklı, geçmişin önyargıları ile değil, barışa, işbirliğine odaklı bir vizyon ile görmek zorundayız.
Zira, 21. yüzyılın tarihe nasıl geçeceğini bizler ve bizden sonra gelecek nesiller belirleyecektir.

20. yüzyıl ayrışmalarla anılırken, 21. yüzyıl bölgemiz için yeniden bütünleşmeyi simgelemelidir. Yüksek düzeyli siyasi diyalog, ekonomik ve ticari alanlarda karşılıklı bağımlılık, bölgede istikrar ve barışın temeli olmalıdır. Kültürel ve entellektüel ilişkilerin geliştirilmesi, etkileşimin arttırılması, önyargılar ile çağdışı akımlara karşı mücadele ederken sahip olduğumuz en büyük güç olarak görülmelidir.

Bu anlayıştan hareketle, Türkiye Cumhuriyeti olarak, Balkan Savaşlarının 100. Yılının, kalıcı Balkan barışına giden bir sürecin başlangıcı olmasını temenni ediyor ve bu amacın temenniden ibaret kalmaması için, bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ve halklar arasında barışın ve karşılıklı güvenin sağlanması için gayret gösteriyor, bu yöndeki uluslararası çabalara her daim katkıda bulunuyor, hatta pekçok girişime önderlik ediyoruz. Balkanları Avrupa’nın kıyısında değil, kalbinde bir barış, istikrar ve refah kaynağı olarak görmek istiyoruz.

Değerli konuklar,

Yakın tarihe ve bugün içinde bulunduğumuz zorlu koşullara bakarak az önce söylediklerim bazılarınca gerçekleşmesi zor bir hayal olarak algılanabilir. Ancak, 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılı hariç tutacak olursak, ondan önceki uzun asırlar boyunca Balkanlar’da barışın egemen olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz.

Avrupa’nın diğer bölgelerinde yoğun mezhep çatışmalarının, din savaşlarının olduğu dönemlerde, Balkanlar, etnik birlikteliğin, çok kültürlülüğün, mezhepler arası, dinler arası barışın yaşandığı bir coğrafya olmuştur. Katoliklerin, Protestanların büyük mezhep çatışmaları yaşadıkları 16. ve 17. yüzyıllarda, Üsküp, Manastır ve diğer Balkan şehirleri farklı mezheplerden insanların birarada, yanyana, içiçe yaşadığı şehirler olma hüviyetini korumuşlardır. Bu durum 19. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. Şayet böyle olmasıydı, bugün Balkanlarda bu kadar farklı dile, etnisiteye, inanca, kültüre sahip milletler göremezdik.

Dolayısıyla, kan ve gözyaşının, çatışmanın, bu toprakların doğasında varmış gibi bir algı, tarihi olarak doğru değildir. Aksine bugün dahi, dilimiz, yemeklerimiz, örflerimiz, geleneklerimiz, göreneklerimiz, folklörümüz, müziğimiz, kültürümüz hangi etnik ve dini kökenden gelirsek gelelim birçok ortak özellikler taşımaktadır.

Bizler ortak geçmişimizin, tarihimizin güzel, olumlu yönlerini yeniden keşfetmek durumundayız. Dünyamızın değişik bölgelerinde, şiddetli etnik ve mezhep çatışmalarının yaşandığı bir dönemde, kültürel barışın egemen olduğu bir anlayışı tekrar bölgede hakim kılmak durumundayız. Bugün, bu coğrafyadaki bütün devlet adamlarının ve aydınların, yeni bir perspektifle geleceği şekillendirmelerinin vaktidir.

Bunun için, bulunduğumuz şehirlerde değişik kökenden ve inançtan insanlardan başlayarak, devletlerarası ilişkilere varıncaya kadar, yakın tarihin ve Soğuk Savaş döneminin içimize sinen önyargılarından kurtularak yeniden kucaklaşmalıyız.

Bu konudaki en çarpıcı örneği, yine bu coğrafyanın bir evladı olan, Makedonya’nın ve Türkiye’nin ortak değeri, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsında görebiliriz. Dünyaya geldiği Selanik’i, Askeri İdadi eğitimini aldığı Manastır’ı her hatırladığında gözleri dolan ve her Rumeli türküsüyle gönlü titreyen Atatürk, Balkanların en acılı ve sancılı dönemlerine şahitlik ettikten ve bütün o acıları bizzat yaşadıktan sonra, daha birkaç yıl öncesine kadar savaş halindeki devletlerin içinde olduğu Balkan Paktı’nın kurulmasına öncülük etmiştir.

Bugün de bize düşen, yaşadığımız şehirleri, ülkeleri ve bütün bölgeyi bu vizyonla yeniden imar edip, aramızdaki yapay duvarları kaldırmaktır. Bu duvarları kaldıralım ki, Üsküp geçmişte olduğu gibi yine Balkanların kalbi haline gelsin, Manastır yeniden ticaretin merkezi olsun.
Böylelikle bölgesel bir entegrasyon ve sahiplenme ortamını hep beraber inşa edelim. İstiyoruz ki, ekonomik olarak, kültürel olarak, siyasi olarak Balkanlardaki her bir millet birbirinin tamamlayıcısı olabilsin.
Gerçekleştiği takdirde, bu, yalnızca olumlu bir havanın bölgeye hakim olmasıyla kalmayacak, aynı zamanda ekonomik, ticari ve kültürel ilişkilerin de geliştirilerek, tüm bölge ülkelerinin ve halklarının kalkınmasına, refahına ve huzuruna büyük katkı sağlayacaktır.

Balkanlar, münbit toprakları, iklimi, eşsiz doğası, derin tarihi, önemli coğrafi konumuyla dünyanın çekim alanı haline gelmeye namzettir. Yeter ki, mezhep, din, etnisite üzerinden bizi birbirimizle çarpıştırmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Yeter ki, acılarımızı yüreğimize gömelim ama zihinlerimizi geleceğe dönük olarak açık ve berrak tutalım.

Esasen, barış içinde yaşamak istiyorsak bundan başka bir seçeneğimizin olmadığını da bilmek durumundayız. Ya mikro etnik parçalanmalara teslim olacağız ya da çokkültürlü yapıya sahip, kendi içinde bütünleşmiş Balkanları birlikte kurup, geleceğe umutla bakacağız. Acısıyla tatlısıyla geride bıraktığımız tarihten edindiğimiz tecrübe, bize, arada durmanın çok zor olduğunu göstermektedir.

Kıymetli katılımcılar,

Çokkültürlülüğün hayatımıza tatbiki günümüzde yalnızca bölgemizin değil, dünyanın en önemli sorun alanlarından biridir. İçinde bulunduğumuz coğrafyanın bu pratiği geçmişte yaşadığını biliyoruz. Bunun için objektif tarih kitaplarına bakmamıza da gerek yok aslında. Bu güzel şehirde,Üsküp sokaklarında yürürken kiliseyi ve camiyi arka arkaya görürsünüz. Bu doku, dünyanın geri kalanı için de bir ilham kaynağıdır esasen. Yeter ki biz bu zenginliği, bu mirası kendi ellerimizle bozup, kendi kendimizi gettolara hapsetmeyelim. Yeter ki biz, tarihi Taşköprüyü, şehri ikiye bölen, ayıran değil şehrin iki yakasını birleştiren olarak görebilelim. Yeter ki biz, Üsküp’ün ve diğer Balkan şehirlerinin dünya ekonomisindeki eski önemli yerlerini almalarını samimiyetle isteyelim. Yeter ki biz, insanları etnik kökenine göre ayırmayıp, yaradandan ötürü sevip, değer verebilelim.

Değerli Katılımcılar,

Balkan Savaşlarından Balkan Barışına giden yolda bugün burada gerçekleştirdiğimiz panelin ve bu doğrultuda sürdürülen temasların yakın gelecekte bölgedeki tüm aktörlerin katılımıyla, dışarıdan gelen yönlendirmeler yerine, bölgesel bir inisiyatif olarak hayata geçirilmesini temenni ediyor, hepinize bu vesileyle selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.