Turkish Embassy in Skopje

Speeches

18 MART ANMA TÖRENİ, 18.03.2011

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin en değerli varlıkları olan şehitlerimizi saygı, rahmet ve gönül borcuyla anmak için bir araya gelip, bu anma törenini düzenlemiş bulunuyoruz.

Hepimizin bildiği üzere, 18 Mart daha önceki yıllarda Çanakkale’de kazandığımız zaferi ve o zaferi borçlu olduğumuz şehitlerimizi anmak için törenler düzenlenen bir tarihti.

Ancak, TBMM tarafından 27.06.2002 tarihinde kabul edilen 4768 sayılı kanunla, tüm şehitlerimizi, yani ülkemizin bağımsızlığı, vatanın, milletin bütünlüğü için canlarını hiçe sayarak, yurdumuzun ve dünyanın dört bir köşesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatlerini koruma uğruna görev yaparken hain saldırılara maruz kalan polislerimizi, öğretmenlerimizi, dışişleri bakanlığı mensubu ve diğer kamu kurumu görevlisi şehitlerimizi topluca anma hükmü ile bu tarih “Şehitler Günü” olarak kabul edildi.

Birazdan askeri ataşemizin bizlere sunacağı görüntülerle yüreğimiz burkularak, ancak gururla dolu bir şekilde Çanakkale destanını bir kez daha hatırlayacağız.

O nedenle ben burada, sadece dışişleri bakanlığı mensubu şehitlerimizi kısaca sizlere hatırlatmak istiyorum. Malumunuz, ilk olarak 27 Ocak 1973’te Santa Barbara’da Başkonsolos Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir kardeşlerimizi, büyüklerimizi kaybetmiştik. Ondan sonra 28 ayrı terör saldırısında 39 mensubumuzu, aralarında 4 Muvazzaf Büyükelçi, bir Emekli Büyükelçi, 3 Başkonsolos, 1 Konsolos, değişik düzeylerdeki idari görevliler, şoförler, koruma görevlileri ve din görevlilerimizi şehit verdik. Son olarak 17 Aralık 2004’te Musul’da bu kez 5 güvenlik görevlimiz şehit oldu.

Ben şundan eminim ki değerli arkadaşlarım, şehitlerimizin bizlere bıraktıkları devlete hizmet mirası, silahlı kuvvetlerimizin ve dışişleri camiamızın her bir neferi, her bir ferdi tarafından aynı kararlılıkla devam ettirilecek, bizler ve bizden sonraki nesillerce de gerek yurt sathında, gerek yurt dışında aynen sürdürülecektir. Zira, etkin ve yaygın faaliyet gösteren büyük devletlerin bu tür acılarla, risklerle karşılaşmaları kaçınılmazdır. Bu, bize tarihin yüklediği bir mirastır, bir görevdir, bir sorumluluktur. Bunun gereğini her yerde yapacağız. Hiçbir düşman, hiçbir terör örgütü, hiçbir kötü niyet bizi, şehitlerimizin açtığı yoldan yürümekten alıkoymayacaktır. Devletimizi ve milletimizi koruma ve temsil yolunda hiçbir engel tanımayacağız.

Ben sözlerime son verirken, bu tören vesilesiyle Üsküp’te sadece Çanakkale şehitlerimize değil, vatanımız ve milletimiz uğruna canlarını veren tüm aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kalanlarına başsağlığı diliyorum. Ruhları şad olsun.